KEMOTERAPİ PRENSİPLERİ

Ekim 7th, 2012 Genetik HastalıklarOnkoloji 0 Comments
KEMOTERAPİ PRENSİPLERİ

KEMOTERAPİ PRENSİPLERİ

TARİHİ

Kemoterapi; kimyasal maddelerle kanserli hastaların tedavisi, Ehrlich’in “sihirli kurşun” olarak hareket eden birleşiklerle bakterilerin öldürülmesi önerisine paralel olarak tümörün büyüme hızını yavaşlatmak veya yerleşmiş olan tümörün gerilemesine neden olacağı düşüncesinden doğmuştur. Kanser hücreleri için seçilebilecek aday bileşikler 1940’ lı yıllarda sülfür, nitrojen ve kurşunun kemik iliğine toksik etkilerden dolayı önerilmiştir. Bu bileşiklerin Gilman ve arkadaşları tarafından kullanılmasını izleyerek ilk kayda değer tümör küçülmesi hematopoetik tümörlerde olmuştur. Bu bileşikler DNA da kovalan değişikliklere yol açtığından, ilaç tasarlama çabaları için DNA yapısı güçlü hedef olarak tanımlandı. Büyümekte olan tümör hücrelerinde nükleik asitlerin gerektiğinin saptanması Farber’in folat analogları ile hemen hemen çağdaş çalışmalar yapmasına yol açtı. İlerlemiş kanseri olan hastanın methotrexate  ile tedavisi 1950’lerde kemoterapötik ajanların birçok tümör tiplerinde değerini tanımlamada daha ileri çalışmalara kıvılcım yaktı. Bu nükleik asitlerin sentezinde metabolik gereksinmelerin anlaşılması yönünde eşsiz çabalarla sonuçlandı ve tasarı i zaman içinde akılcı olmayı, prolifere olan kanser hücrelerinde seçici olarak DNA sentezini engelleyebilecek bileşiklere yöneltti. Meme ve prostat kanserlerinde gerilemeye neden olması, hormonal manipülasyonların kapasitesi hakkında, hormona bağımlı tümörlerde hormon fonksiyonlarının çeşitli yönlerinin engellenmesi çabalarında akılcı yaklaşım sağladı. Olağanüstü keşif bulgurları olarak, bazı veya mitotik mekik fonksiyonu bozmalar klasik hekim ilaçları olan kanser kemoterapi ajanlarının bazı tümörlerin tedavisinde etkinlik ve güvenliğinin kanıtlanmasıdır.

İLAÇ AKTİVİTESİNDE SON NOKTALAR

Kemoterapotik ajanlar klinik olarak belirgin tümörlerin tedavisinde kullanılabilir. En yaygın olarak, kemoterapötik ajanlar metastik kanserlerle (yayılan kanser türleri) hedeflenmiştir. Eğer bir tümör bir tek bölgeye lokalize ise; ciddi olarak cerrahi düşünülmeli veya primer (birincil) radyasyon tedavisi verilmelidir; bu tedavi modeliteleri lokal tedaviler kadar iyileştiricidir. Lokal bir tümörün ortadan kaldırılmasında bu modaliteler yetersiz kaldığı takdirde kemoterapi verilmelidir veya klinik olarak lokalize edilmiş tümörün primer tedavisinde genel bir yaklaşım bir parçası olmalıdır. Bu olayda, radyasyonla verildiğinde organ bütünlüğünün korunması sağlanmalıdır, larinks veya diğer hava yolları bölgelerinde olduğu gibi veya verildiğinde tümörün radyasyona duyarlı hale getirilirken bu nokta göz önünde tutulmalıdır veya örneğin akciğer veya serviks kanseri radyasyon tedavisini halihazırda görmekte olan hastalarda radyasyona tümörleri hassas kılar.

Böyle bir durumda kemoterapi halihazırda yayılmış ama görünürde olmayan tümör odacıklarını kaybetmekte etkili olabilir. Kemoterapideki doz rejimleri şeklinde uygulanabilir. Genelde, bu dozlar halihazırda idare edilebilecek dönüşebilir akut yan etkilerle beraber olabilir( gastrointestinal toksisite, kusma ile beraber veya dışı kemik iliği geçici supresyonu). Yüksek doz kemoterapi rejimleri concent ration etki eğrisi daha çok olan birçok antikanser ajanlarda müşahede ile verilebilir. Her ne kadar yaşamı muhtemel tehdit edecek komplikasyonlar gelişebilir de ki onlarda yoğun bakım, genellikler hastadan kemik iliği veya kök hücre desteği veya vericilerden uygun hücre uyumu tespit dilmiş vericilerden (allojenil) istenebilir de artmış doz gerçekten artmış faydalı etkilerde berabere olabilir. Bana rağmen yüksek doz rejimlerin uygunluğunu tespit edilmiş seyirlerde kesin tedavi etkileri vardır. Kemoterapötik ajanların yararlarını, etkisini, tümör boyutunu ölçerek bu ölçümün söz konusu hastanın daha ileri tedavi edilmesi için objektif temel olarak kararlaştırılmasında veya bir ilacın gücünün daha ileri klinik değerlendirilmesinde kullanan ilk şampiyonlar arasındadır. Kısmi yanıt (PR) resmi olarak tümörün ileri boyutlu olanında en az % 50 azalma olarak tanımlanır, tam yanıt (CR) tümörün tamamının kaybolmasını gösterir; hastalığın ilerlemesi temel noktadan veya en iyi yanıt verdiği noktadan %25 den fazla arttığını belirtir; stabil hastalık yukarıdaki kategorilerden hiç birine uymaz.
Eğer iyileşme mümkün değilse, tümörün konakçı üzerindeki etkisinin bazı yönlerini hafifletme amacıyla kemoterapi uygulanabilir. Genelde tümörle ilgili semptomlar ağrı, kilo kaybı veya tümörün normal yapıları üzerindeki etkileriyle ilgili bazı lokal semptomlardır. Palyatif amaçlı tedavi edilen hastalar tanılarının ve önerilen tedavinin sınırlamalarının farkında olmalıdırlar, hiçbir seçilen tedavi olmaksızın uygun palyatif stratejik ulaşılabilirler ve uygun bir performans durumunda bulunmalıdırlar.

Kemoterapi günümüzde yaygın olarak kullanılmaktadır. Özellikle son yıllarda yaygınlık göstermiştir.


facebook-paylas

Etiketler

Yazar TürkEagle

» 96 yazısı bulunmaktadır.

Yorum Yok





Tibbiyardim.com Site İçi Arama:

Ana Sayfa

Anasayfa Anasayfa için tıklayınız !

Reklam